Bir tane kol saatiniz olsun!

Ben gelemem siz gidin, çok işim var maalesef.
Bugün de bayağı kod yazdım. Biraz dinlemek hakkım artık.
Her gün bu kadar saat kitap okusam alim olurum.
Bu kadar az zaman içinde bu kadar işi nasıl yetiştireceğim?
O kadar yoğunum ki kendi aileme bile vakit ayıramıyorum…
Çok değil ya, sadece iki el oyun oynadım. Zaman nasıl geçmiş anlamadım gerçekten.

Eğer yukarıda ki ifadeler size de yabancı gelmiyorsa, o zaman bu yazı size yardımcı olabilir.

Zaman çok izafi bir olay. Bazen 10 dakika bir türlü geçmek bilmezken, bazen de 10 saat nasıl geçer anlamazsınız. Bu izafilik içinde algılarımız tarafından kandırıldığımızın farkına bile varmayız. Bundan dolayı bazen kendimizi çok bunalmış olarak bulur, bazen de ne kadar hızlı geçti zaman diye isyan ederiz. Bazen olur ki, ölçsek 3 dakika sürecek bir iş, gözümüzde büyür büyür ve can sıkmaya başlar. Zamanı böyle yanlış tanımak, kafamızı karıştırıp, yapmamız gerekenleri devamlı vaktim yok diyerek ertelemeye, yapmaya karar verdiğimiz zaman ise sanki tüm günümüzü yiyecek zannettiğimizden moralimizi bozmaya başlayabilir.

Zamanın çok ilginç bir tarafı vardır: Bir daha geriye gelmez. Onun için nasıl harcandığı önemlidir. Ama ondan daha önemlisi, zamanı yanlış anlamakla kendimizi kandırmaktır. Objektifliğin kaybolduğu bir durumda, boşalan yeri subjektif korkularımız ve endişelerimiz almaya başlar.

Kendimden ufak bir örnek vereyim. Yazılım mühendisi olarak çalıştığımdan dolayı, mesleğimde yer yer fazla stres içeren anlarım olur. Hemen düzeltilmesi gereken bir sorun olduğu zamanlarda, zamanın çok hızlı geçtiğini düşünüp, hala sorunu çözememiş olmanın verdiği sıkıntıyı yaşadığım çok olmuştur. Bazen de çok zamanım var diyerek bilgisayarın başında biraz boş boş takılmak istediğimde farkında olmadan geçen bir sürü zaman yüzünden çok defa moralim bozulmuştur. Bunlardan da kötüsü, günlük hayatımda kendime ve aileme karşı olan sorumluluklarımda, bazı işlerin ne kadar çok zamanımı yediğini düşündüğüm çok olmuş ve bu düşüncelerin hayatımın diğer kısımlarını negatif etkilemelerine izin vermişimdir.

Bunların hep arkasında zamanı doğru okumamak ve algıladığım zamana göre yapacaklarımı planlamanın yattığını gördüğümde, bunca zamanı kendime zehir ederek geçirdiğim farkına varmış oldum. Kendimi, gerçek zaman ile değil, algıladığım zaman ile yanıltıp duruyormuşum…

Tüm bunları anlamaya çalışırken, gidip kendime Amazon’dan ucuz bir kronometre aldım. Genelde zamanımın çoğu bilgisayarın başında geçtiğinden dolayı, hem evdeki hem de ofisteki bilgisayarlarımın önüne koydum bu kronometleri. Ne zaman bilgisayarın başına otursam, ilk işim sayacı başlatmak oluyor artık. Bu sayede kaç dakikadır bilgisayarın başında olduğumu, ne kadar çalışmış ve ne kadar zaman öldürdüğümü daha iyi görmeye başladım. Artık yaptığım işlerde kendimi daha kontrollü hissediyor ve çok zaman aldığını düşündüğüm şeyin ne kadar da az zaman aldığını, ve az zaman alıyor zannettiğim şeylerin ise ne kadar zaman israfı olmaya başladıklarını görüyordum. Örnek olarak, geçenler de bozduğum bir kodun çözümünün çok zaman aldığını düşündüğüm bir an, saate baktığımda aslında 10 dakika geçtiğini görmek beni fazlasıyla rahatlattı. İnsan endişeli, stresli, ya da sıkıntılı olduğu zamanlarda zaman kavramını daha farklı algılayabiliyor.

Bu çok basit ama etkili yöntemin işe yaradığını gördüğüm de, ilk işim kendime sade dijital bir saat almak oldu. Normalde Apple Watch kullanıyordum. Ama günün her anı notification almaktan ve devamlı dikkatimin dağılmasından tiksinmeye başladığımdan bıraktım kullanmayı uzun bir zaman önce. Bir ara kronometresini kullanmak istedim, ama kulllandığım uygulamalardan gelen her uyarı ile kendimi yaptığım işten ve takip ettiğim zamandan çıkıp yine zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım anlarda buluyordum. Ne kadar garip: Tonlarca parayı kendimizi hapsetmek için harcayabiliyoruz.

Şimdiye kadar anlattıklarımdan her işi planlı yapın, bir işe başlamadan önce ne kadar zamanınızı ayırmak istediğinize karar verin, vs. gibi öğütler vermiyorum. Benim dediğim, sadece algısal zamandan gerçek zamana geçmek gerektiği. Bunu yaparken de ne kadar süre yaptığınızı merak ettiğiniz bir işe başlamadan önce kol saatinizde ki kronometreyi çalıştırmak. Bu kadar basit. Mesela TV izlerken deneyebilirsiniz. Arada bir saatinize bakın. Bir zaman sonra, saate istemsizce baktığınızı göreceksiniz zaten. Baktığınız anda kendinizi 1 saattir televizyon izlerken bulacaksınız belkide. Bu kimilerinin bilinçaltında zamanını ne kadar kötü geçirdiğini ve biraz kafa dinlemek için televizyon izleyim demenin farkında olmadan ne kadar zaman yediğini görmek için çok yardımcı olacak. İşte benim de demek istediğim şey tam olarak bu.

Duvarda ki saat, bilgisayarda ki saat, vs. bunları kullanmak bende çok işe yaramadı. Çünkü aklımda saat kaçta bir işin başına oturduğumu çok tutmuyordum. Tutsam bile, saate baktığımda, ne kadar zamanın geçmiş olabileceğini kafamdan hesaplamak ile kronometreye bakınca geçen zamanı direk görmek arasında bilinçaltımı etkileme şiddeti açısından fark oluyordu.

Zamanla ne kadar çok zaman alıyor dediğim ve bazen moralimi bozan şeylerin, aslında o kadar zaman almadığına şahit olmak üzerimde ciddi pozitif etki yaptı. Hatta bir zaman sonra alışkanlık olduğundan, sürdüğüm arabadan, yaptığım alışverişe kadar farklı farklı şeyleri arada bir kronometre ile ölçmeye başladım. Gün daha uzun ve zaman daha bol gözükmeye başladı gözümde. Garip varlıklarız belki ama güzel olan ise doğru veriler ile yeniden programlanan bir zekaya sahibiz. Bence bunu değerlendirmek lazım. Neden mi? Mutlu olmak ve mutlu etmek için…

Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere…

Senior Manager in Software Engineering. Former Technical Lead. Author of the book: Hands-on with Go http://amzn.to/2QYFoaV YT: http://youtube.com/c/tarikguney

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store