İyi İnsan Olmanın Aptallık Olması ve İnsanı Tanımak

Her ne kadar iddialı bir başlık atmış olsam dahi, diyeceklerim aslında çoğu insanın günlük hayatında gördüğü ama çoğu zaman isimlendirip formülize etmediği davranışlar. Belki bu yazıyı okurken, çoğunuz bu insanları hatırlayacaksınız. Ya da belkide en kötüsü, bu davranışları kendinize göreceksiniz ve üzüleceksiniz. Her ne ise.

Doğru insan olabilmek ve varlığımızın hakkını verebilmek için insanın hem kendisini hem de çevresini arada bir de olsa dikkatle izlemesi ve mantığa ve vicdana ters kalan hareketleri ve arkasındaki nedenleri anlaması gerektiğine inanıyorum. Bu yazı ve bunun gibi paylaşmadığım belki de yüzlerce yazımın arkasında yatan ana neden işte bu insanı tanıma heyecan ve ihtiyacım. Bazı yazılarımı daha samimi bir dil ile, bazılarını ise daha akademik bir dille kaleme alıyorum. Samimi bir dil ile kaleme aldıklarımı çoğu zaman dinlendirici bir müzik ile yazıyor ve müziğin kalemime yön vermesine izin veriyorum. Aslında o yazıları okuyanlar, kaleme alındıkları müzikleri dinleyerek okusalar, belki de benim yazarkenki duygu sellerime kapılır ve hissettiklerime karşı farklı bir heyecan duyarlardı. Ama bir tanesini paylaş dinleyelim derseniz:

Neyse… burada kalalım ve asıl konumuzdan devam edelim.

Bu dünyada insanı en çok yalnızlaştıran şeyin kişinin iyi bir insan olmaya çalışması olduğunu gördüm. Başkalarını düşünmek ve onlar için iyi şeyler yapmanın bu dünyada bir karşılığının bulunması zor. Herkes böyle değil, haklısınız. Onun için imkansız demedim. Yapılan bir iyilikten karşılık beklemek meselesi kişiye göre farklılık gösterir. Ama burada çoğu insana göre değişmeyen tek karşılık ise iyilik yaptığınız insandan samimi bir güler yüz görmek. Garip olanın ise insanların duygularında bile ne kadar da cimri olduğuna şahit olmak. Nice insanlar görüyorsunuz ve sanki kendilerine yapılan iyilikler onların hakkıymış gibi bir inanış ile yaşıyorlar. Neyse bu konu çok su götürebilir.

İnsanlık anlayışları “i” harfinden öteye geçmemişlerin gözünde merhametli insanlar aciz ve zayıf, iyilik yapanlar keriz, çalışıp bir şeyler başarmak isteyenler hayalperest, başkasının hakkını savunanlar hain ve bazen enayi… Bunu daha ne kadar sayarım emin değilim. Ya da bu iğrenç fikirleri tespit amacı ile söylüyor olsam bile tekrarlıyor olmak ne kadar istenir ki? Ama bu tarz fikirlerin en az bir tanesine sahip olan milyonlarca insanı görünce, bir insanı en çok yalnızlaştıran şeyin iyi insan olmak olduğunu bir kere daha tekrarlamak istedim kendime. Eski zamanlar demekle dünya üzerinde tam manasıyla hiç bir zaman sahip olmadığımız güzel günlere ve insanlara özlem duyarken, insanlık her geçen gün yerin dibine daha çok girmeye devam ediyor. Dün açlık ve kılıçlar arasında can veren insanlık, bugün de sahip oldukları arasında yaşadığı yalnızlığın altında can çekişiyor.

İnsanlara kalbinizde oturabilecekleri bir sandalye koymak istediğinizde, kalbinizin zeminini hiç düşünmeden bir kamyon eşya ile geliyorlar bazen. Kendilerine sunulan iyilikleri sımsıcak bir yardım eli olarak görmek yerine, menfaat kapısı olarak algılıyorlar. Sonrasında ise bu eli koparırcasına çekiyorlar kendilerine. Kabarmış iştahları, el koptuğunda hem kendilerine hem de elin sahibine zarar vereceğini unutturuyor. Dolayısıyla iyilik yapan ile iyilik edilen arasında yıllara meydan okuyabilecek saygı, hürmet, ve sevgi bağları daha hiç kurulmadan kopmuş oluyor. Toplumların dikta ettiği sevgi ve hürmet anlayışları, ben özgürüm ve istediğimi yaparım, herkes bana borçlu… gibi temelsiz ve katıksız anlayışlar altında can veriyor.

Çocukluğumda başkalarını kazıklayanların ne kadar akıllı insanlar olduklarını duyardım devamlı. İnsanlar o tipleri anlatırken alt dudaklarını ısırıp, kafalarını sallar, ve sonrasında gülerlerdi. O sahneye bakınca, bu insanlar da kurnaz olmak istemiş de treni kaçırmış olmanın pişmanlığını yaşıyorlar… diye hissederdim. Beden dilleri, ağızlarından daha çok şey söylerdi bana. Bazen acaba ben akıllı değil miyim diye düşünürdüm. Demek ki kurnaz olana daha çok saygı duyuluyordu. Etrafımdaki insanların bu fikirlerinin sonradan değişip değişmediğini bilmiyorum, ama onların oluşturduğu toplumun ne hale geldiğine ve akıllı olmak adına neleri feda ettiklerine çok defa şahit oldum. Bir cinnet haline dönen bu sapkınlık, yeri geliyor trafikte insanların birbirlerini vurmasına, doktor öldürmelerine, diplomasız üniversite bitirmelerine ve dolayısıyla liyakat sahibi olmadıkları işlerde binlercesinin hayatlarına mal olmalarına ve daha sayamadığım iğrenç binlerce toplumsal krize neden oluyor. Akıllı olduklarını düşünen bu insanlar, kullanmayacakları dakikaları kazanmak uğruna makas attıkları trafikte ya da kaytardıkları işlerinde yılların kazanımlarını nasıl da çaldıklarından bihaberler. Bu ufuksuzluk ve cehalet içinde bir hayat yaşadıklarına inandırmışlar kendilerini.

Etrafımda bu anlayışa sahip arkadaşlar edinmemeye çalıştım hep. Hayatta moralimi bozacak bunca şey varken, bir de iyi olmaktan dolayı beni aptal hissettirecek insanlar istemiyordum çevremde. Çoğu zaman kurnaz insanların akıllı olmadığını, ahlak ve edepten yoksun herkesin başarı olarak tanımladığınız şeye rahatlıkla ulaşabileceğini anlatıp durdum. Ama ne aldığım cevaplar ne de bana atılan bakışlar anlaşıldığıma inandırmadı beni.

Onlar kendi kurdukları dünyalarında birbirlerini kazıklamak ile mutlu bir şekilde yaşamaya devam ede dursunlar, benim kendi sorularım vardı. Bu dünya dürüstlerin dünyası mıydı? Yaşanan bu sorunlar insanlığın sadece geçici bir süreliğine iptali miydi? Herkesin bunlar gibi olmadığının farkındaydım. Daha korkunçu ise ne kadar çok insanın bunlar gibi olduğu. Ahlakın kafasını koparmışların, inşaası yüzyıllar süren tüm güzellikleri bir çırpıda yok etmesine dayanamıyor insan işte. Kendi iç dünyasını tanımak, çalıştığının karşılığını almanın hazzını yaşamak, varlık amacını kavramak, dostları ve arkadaşları ile doyasıya sohbet etmek, aile olmanın tadına varmak, çocuklarına insanı anlatmak ile şu kısa dünya hayatını renklendirmek yerine, başkalarını kazıklama planları yapmaktan dolayı zamanla yerle bir ettikleri toplum dinamikleri yüzünden paranoyalar ile hayatını geçiren birisinin yaşamak için ne gibi bir nedeni olabilir ki? Herkesin kalbinde bir sandalyeye sahip olmak yerine her davet edildiği kalbe bir kamyon dolusu eşya ile girmek isteyen sömürücü bir zihniyet nasıl mutlu olabilir ki? Çalıştığının karşılığının tadına özgürce varmak yerine, başkalarını iyilik adı altında kullananlar nasıl insan olduğunu hatırlayabilir? Evet… Bu dünya mutlu olmak isteyenlerin yeri. Gerçek manada mutlu olmak isteyenlerin ise reçetesinde dürüstlük var… yeter ki insan kendisi çalışıp hakkıyla sahip olduklarıyla tatmin olmayı bilsin.

Bitirirken, hayatta sadece sorunlara odaklanmak çözüm getirmiyor. Sorularımızın cevaplarını bulmak zorundayız. Bunun için cevaplar hakkında düşünmek ve karşılaştırmamızı bu sorunları hayatlarına amaç edinenlerin hayat serüvenlerinin başlarına ve sonlarına bakmak ile yapmak gerektiğini görüyorum. Daha yazacaklarım vardı ama burada bırakmak daha tatlı geldi.

Kalın sağlıcakla…

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store