Emin olun bu başlığı hakedecek kadar büyük bir bela zan hastalığı. İnsan bir defa bu illete müptela olunca etrafında ne sevdikleri kalıyor ne de tadını çıkaracağı bir hayatı. Herkesten ve herşeyden şüphe etmeye başlıyorsun. Zamanla herkesin sana düşman olduğu düşünceleriyle boğuşmaya başlıyor ve kendi cehenneminde diri diri yanıyorsun. Sana söylenen her lafın arkasında başka bir mana arıyor ve insanların ne dediklerinden daha çok nasıl dediklerine bakmakla en değerli tavsiyeleri bile anlamadan verdiğin hükümlerin acılarını çekmeye devam ediyorsun.

Hayatın her anında karşınıza çıkabiliyorlar irili ufaklı zanlardan muzdarib insanlar. Ailenizde, arkadaşlarınızda, iş ortamınızda, ve sokaklarda. Çok insan farklı ölçülerde bu uyuşturucunun etkisi altında. Uyuşturucu diyorum çünkü insanın akli fakültelerini uyuşturmak suretiyle devre dışı bırakarak, sahibini hislerinin esiri yapmaya başlıyor. Bir insan hisleri ile düşünmeye başlamayıversin; beyazı ve siyahı zamanla karıştırdığını ve kendisini devamlı yanlış fikirler ile kandırdığını görürsünüz. Karar veren akıl ve mantık olmayınca, hislere hitap eden insanların lafları doğruları haykıranlardan daha bir gür çıkıyor bu insanlar için. Çoğu insan için ise bir ses ne kadar gür çıkarsa, o oranla da doğru olmaya başlıyor. Sonrasında altı boş ama sedası hoş zanların esiri olmak artık bir kısır döngü haline geliyor. Zanlarını dinledikçe insan, daha çok köleleşiyor, ve köleleştikçe zanlarının efendiliği daha da bir pekişmiş oluyor.

Zanların farklı insanlarda farklı reaksiyonlar verdiğini görürsünüz. Kendisini güçsüz hisseden insanlar daha bir korkak ve çekingen olmaya başlarken, kendisini güçlü hissedenler ise daha bir zorba ve saldırgan olurlar. Zanların en temelinde komplocu bir anlayışın hakim olduğuna şahit olursunuz. Bu insanlara göre herkes onların kötülüğünü istiyor. Her denilen öğüt ve her uzatılan yardım eli onların gözünde ne kadar çaresiz olduklarının ilanı olurken, bazıları için ise sahip oldukları mal ve mülkte gözleri olanların yalancı el uzatmalarından başka bir amaç taşımıyor yardımlarına uzanan en masum eller. Kahrolsun bu anlayış. Kahrolsun temelsiz ve bilgisiz zanlarımız.

Hayır, bazı insanların ne kadar bayağı ve saklandıkları maskeleri altında ne kadar yalancı olduklarını göz ardı etmiyorum. Bu insanlar tarihin her anında oldular ve olmaya devam edecekler. Kendilerini kandırmak için söyledikleri “Biz sadece barış getirmek ve insanlara yardım etmek istiyoruz…” lafları altında ki ikiyüzlü tavırlarını görebilirsiniz. Dikkat edin, burada ki kilit kelime “…görebilirsiniz.”. Bundan dolayı sahip olduğumuz adalet duygusu başkalarını yargılarken görünürde ki tavırlara göre hükmetmeyi gerektirir. Yoksa suçlu veya yalancı olabilir gibi şüpheler ile bir insanı yargılamak bayağılığın da ötesinde aslında ahlak yoksunluğu demektir. İşte zanlarıyla kararlar verenler, aslında bu yanlışın hem kurucuları hem de köleleridir. Kendilerine zehir ettikleri hayatlarıyla başkalarına da mutsuzluğu tattırırlar. Sonrasında ise zarar verdikleri insanların dönüp intikam alma isteklerinden dolayı aslında iki kat eziyet etmiş olurlar kendilerine bu zan sahipleri. Zarar içinde zarardan başka bir şey değil aslında zanlar ile hareket etmek.

Zan bataklığına ne kadar battıklarına göre kimileri için kurtulma şansı varken, kimileri için artık çok geç olmuştur. Zanlarında ki korkuları gözlerinde kan olmuş ve seslerini kurutmuştur. Onlara bakınca mutlu olmazsınız. Suratlarında ki korku ve endişeleri, kalplerinde ki acılarına açılan çok ufak bir kapıdır aslında. Yakından baksanız, kalplerini kaplamış ateşin ruhlarına verdiği azabın çığlığı görülebilinecek kadar yoğundur. Yürüyen taş fırın gibidirler aslında onlar. Ateşlerini söndürmek için kendileri gibi insanlarla yaptıkları muhabbetlere baksanız, heyhat! ne zamandan beri ateşi söndürmek için barut kullanılır oldu dersiniz. Aklı olmadan fikir sahibi olan insanlar bunlardır işte. Zanlarını desteklediği müddetçe her yalana ve iftiraya inanırlar. Bir beyanda ki tek ölçü ve doğruluk kıstası kendi hisleridir. Kendi gibileriyle subjektif inanışlarını savaştırmak gibi kazananı olmayan kavgalarda aldıkları ağır yaralardan dolayı yok oluşlarına şahit olursunuz. Ne savaşları biter ne de hırsları.

Kendimizi devamlı kontrol etmek zorundayız. Aksi halde sonumuz bu yazıda ki insan tipinden çok farklı olmayacaktır. Önümüze kadar gelen nice yardımı ve şansı kaybedecek ve sonrasında herkesi ve herşeyi suçlamak suretiyle bir daha da yardım göremeyecek kadar nefret edilen acınası bir insan haline geleceğiz. Bir zaman sonra kaybettiklerimizin arkasından baktığımızda hiç bir şeyin bir daha geri dönmeyecek şekilde kaybolup gittiğinin farkına vardığımızda iş işten geçmiş olacaktır. Gençliğimizin, arkadaşlarımızın, ailemizin, varlığımızın, mutluluğumuzun… Bu en acılı anımız da bile gözümüzün yaşlarını durdurup pişmanlığımızı susturacak bir ses gelecek: “Bırak gitsinler! Onları hepsi sana düşmandı zaten…”. Dedim ya, bu beladan kurtulmak o kadar da kolay değil. Acaba ben mi hata yaptım diye ne zaman sorsanız, lanet olası devreye girecek ve “Hayır sen doğru olanı yaptın, başkaları seni aldattı ve seni terketti!” sesi sizi karanlık bataklıklara geri çekmeye çalışacak…

Bu hastalık zannedilmesin sadece şahıslarda olur. Bir köy, bir kasaba, hatta bir ülke bile nasibini alır bu beladan. Ne kadar çok yayılırsa, o kadar çok yıkıcı olacaktır sonuçları. İşin korkunç tarafı ise, diğer yüzlerce hastalık gibi bulaşıcıdır bu illet. Bir insandan diğerine hızlı bir şekilde yayılır ve kasırgaların geçtikleri yollarda yıktığı binalar gibi, bulaştığı insanın ahlak ve mantık gibi tüm melekelerini yerle bir eder. Sonrasında ise uzun yıllardır yaptıkları herşeyi yakıp yıkar insanlar. Nefretlerini yatıştırmak için tek çözüm yok etmektir artık. Çünkü diğer her yöntem düşman zannettiklerine karşı gösterilmiş bir merhamet olacaktır. Neden diye sormayın! Mantıksız bir nefretin, mantıklı bir cezası olacak değildi ya!? Adil olmak ahlaklı ve erdemli bir davranıştır. Ahlakını kaybedenlerin adil olmalarını beklemek, aklı midede aramaya benzer. Hem zanlarından dolayı her türlü yanlışın suçlusu ilan ettikleri insanlara karşı, nasıl olur da adalet göstermek ile merhamet edebilirler? İşte toplumsal cinnet böyle gerçekleşir. Ve işte toplumlar böyle helak olur! Ne yapıyoruz biz böyle diyenler, linçe maruz kalır. Bırakın beyin göçünü, böyle toplumlarda beynin kendisi çoktan göç etmiştir.

Çok geç olmadan…

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store